23/11/2006 · Kategori: 3-ROPORTAJLAR

Sevgili Arkadaşım Ali ile Sohbet

Sevgili arkadaşım Ali ile sohbet ettik, ancak bir takım aksilikler oldu ve onun güzel cevapları teknolojiye kurban gitti  Bu cevapları göremediğiniz için çokk şansızsınız çookk, gerçi ben de öyleyim, çünkü göremedim :))))  Ama Alicik sağolsun beni kırmadı ve hatırım için tekrar cevaplayıp gönderdi, belki ilk cevaplardaki havayı kaybettik ama olsun, biz buna bile razıydık  Yalnız söyleşinin diğer röportajlarla beraber yayınlanmasını istemediği için, ona göndermiş bulunduğum soruları biraz değiştirdim... Ama cevaplarını öğrenmek istediğim şeyler olduğu için yine de bir punduna getirip bunları araya bir yerlere sıkıştırdım işte :)))) Bilmem çaktı mı  

Aslında ona özel ve ayrıcalıklı bir sohbet yapmalıyım, bunun farkındayım ve zaten Ali de bunu hem ister hem de hakeder, ama şu günlerde buna fırsatım olmadığı için üzerinde fazla çalışamadım...  Siz yine de bu sohbete kanmayın ve Alicik'i kendiniz tanıyın derim, tabi deryada boğulmazsanız :))))) Ali'ye söz verdiğim gibi sohbeti sadece burada yazıyorum, başka yerde bulamazsınız ona göre :))))

 

— Merhaba Alicik, bize kendini tanıtır mısın?

—Aslında esprili bir yapım var gibi algılansam da çok utangacımdır, sırf bu yüzden zorluklarla karşılaşırım ama bir de çenem açıldı mı tutmayın beni…  Arkadaşlarıma çok önem veririm sevinçlerine ve hüzünlerine ortak olmaya bayılırım, birde yalnız kalmaya.. Duygusalım, çok kıskancım, sevdim mi adam gibi sever nefret ettim mi de adam gibi ederim… Ama can düşmanım da olsa bir selama tüm nefretimi unuturum. Çok zengin ve üstelik şımarık olanlardan hiç hoşlanmam, öyle herkesin elinden bişi yemem, hijyen olacak her şey yani, giyime çok önem veririm… iyi giyinenlere de... yazın esen meltemde yürümeyi kışın ise karda... yıldızları seyretmeyi, radyo dinlemeyi…

 

— Mesleğini seviyor musun?

—Tabiî ki.. Ben sevmediğim hiçbir şeyi yapmam

 

— İşten arta kalan zamanları nasıl geçiriyorsun? Mesela hobilerin nelerdir?

—Günün akşamına kadar çet yapıyorum :) arta kalan zamanımda ise ki pek olmaz yine dostlarımla sohbet, radyo, tv kitap v.s

 

— Gelecek için planlar yapar mısın yoksa nasılsa her şey olacağına varır deyip bırakır mısın?

—Tabiî ki planlarım var ama bu planlarıma uygun parçaları bir türlü bulamıyorum

 

— Ne tür beklentilerin var gelecekten?

—daha mutlu huzurlu bir yaşam ..

 

— Seninle tanıştığımız siteyi nerden tanıdın?

—Bir arkadaşımdan… Ama itiraf etmeliyim ki eski tat tuz yok…

 

— Yaşadığın şehri bize nasıl anlatırsın kısaca

—SAKARYALI’YIM.

İklimi, verimli toprakları, ormanları, akarsuları, gölleri ve önemli göç yolları üzerinde bulunması dolayısıyla eski çağlardan beri önemli bir yerleşim merkezi olan Sakarya’nın ilk yazılı tarihi M.Ö. XII. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Kuzeyini Karadeniz’e güneyini ise engin dağlara yaslamış bir şehir ve adeta bir kilim… her ırktan her meşrepten insanların bir arada rahat ve huzur içinde, türkü abhazı çerkesi lazı kürdü v.s yani ne ararsanız burada var, hepsi kendi örf adet ve geleneklerini yaşatır yani kısaca çokluk ve bolluk içinde birlik yaşanır.. Şeker pancarı, fındığı, tütünü, tahılı ile meşhurdur. He birde köftesi.. Gelin bir köfte yiyin, bendensiniz  meşhur Kasımpaşa köftesi hııımmm miss gibiii 

Nerdeyse Türkiye’nin tam ortası, e5 ve tem otoyolunun tam ortası; iki kolunu açıp uzatsan biri İstanbul’a diğeri Ankara’ya değecek gibi. Gelin görün işte yaa 

İlmel yakin olmaz aynel yakin yaşayın…  Bendensiniz :)

Ha bakın az kalsın unutuyordum, gelin almakla ünlüdür :)) Çünkü hep göç aldığı için gelenler peşinden hep getiriyorlar :) ona göree :)

 

— Üç kelime ile kendini özetle desek, ya da senin için önemli değeri olan üç kelime desek?

—Yufka yürekli, sevecen ve karamsar.

 

— Bulunduğun sitede seni mutlu eden ve üzen şeyler nelerdir, neler beklersin?

— Eski dostlukların tekrar oluşmasını beklerim.

Mutlu eden şey; çok değerli insanlarla dost olmam. üzen ise; ahde vefa göstermeyenlerin zaman zaman yapmış oldukları tutarsızlıkları..

 

— Peki yazılarını okumayı sevdiğin kişiler var mı?

—Evet var.. hem de özellikle.. Ama isim zikredemem.

 

— Nasıl bir insansın? Hayata karamsar mı bakarsın yoksa cıvıl cıvıl neşeli misin?

—Dedim yaaa karamsarım… Ama bu karşımdakinin nasıl olduğuna da bağlı bişi

 

— Sevdiğin renk ve müzik türü nedir?

—sevdiğim renk beyaz ve siyah… Türk sanat Müziği hastasıyım, bir de arabesk

 

— Burcun nedir?

—Akrep

 

— Mesleğinin geleceğini nasıl görüyorsun?

—Çok iyi çünkü maddi menfaatlerine yardımcı olduğum için. Bizim mesleğin geleceği parlak 

 

— Evlilik desem neler söylersin? Nasıl tanımlarsın evliliği?

—Evlilik, bir elmanın yarısının tamamlanması gibi bişi.

Ama bu da bir nasip işi. ben kavga ve gürültüyü sevmediğim için evliliği şimdilik düşünmüyorum. Birde biz daha çocuk sayılırız ) abhazlarda böle :)

 

—Beğendiğin sanatçılar kimlerdir?

—Ahmet Özhan, Muazzez Ersoy, Müslüm Gürses, Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Lara ve Zara..

 

— Radyo7 dinliyor musun?

—Pek değil

 

— Çocukluğunda ne olmak isterdin?

—Doktor veya polis

 

— Bir çiçek ismi söyler misin?

—Zambak

 

— Hangi takımı tutuyorsun?

—Küçükken bjk idi şimdi ise g.s

 

— Sevdiğin yemek nedir?

—Hiç ayırmam ama pilav ve kuru fasulye çok severim.

 

— Elinde bir bant var diyelim, kimin ağzını kapatıp susturmak isterdin?

—hiç kimsenin… Konuşan Türkiye olsun

 

— mutfağa niçin girersin 

—yemek için n’olcak başka ki 

 

— Sevdiğin kız ve erkek isimleri?

—Seda-Esra-Ahmet-Ali

 

— Seni en çok kızdıran, tahammül edemediğin şeyler nelerdir?

—ihanet -ihanet -ihanet- birde karşılıksız sevgi..

 

— Leyla ve mecnuna inanır mısın?

—Hayır, inanmam onlar masallarda kaldı, ne Leyla gibi Leylalar ne de mecnun gibi mecnunlar kaldı 

 

— Sen kendine bir soru sormak istesen ne sorardın?

—Neden bu kadar yufka yüreklisin? Çok çekiyorum da bu huyumdan dolayı

 

— Hayatta düşmek, parasız kalmak, ölmek gibi korkuların var mıdır?

—hayır yok… Keşke olsa

 

— Peki ya böceklerden korkar mısın?

—hayır korkmam.. hayvanlardan hiç korkmam çünkü onlara bir şey yapmadığın sürece bişi yapmazlar ...ama insanlar öyle mi?!

 

— Şimdiye kadar hiç gitmek ve kalmak arasında bir tercih yaşadın mı? Hangisi zordur?

—Gitmek ve kalmak eğer bundaki kastınız öteki alemse yo hiç düşünmedim ama tercihim kalmak olurdu 

 

— Kimlere saygı duyarsın?

—Kendine saygı duyan herkese, bir de dost canlısı olanlara

 

— Örnek aldığın kişiler var mı?

—Var, çok kötü insanlar

Neden

çünkü onların yaptıklarını yapmıyorum ..

 

— On yıl sonrasını düşün desem kendini nerde ve nasıl görmek istersin?

—Valla mutlu ve kimseye muhtaç olmayım da nerde olursam olsun hiç fark etmez

 

— Senin arkadaşın nasıl olmalı?

—Anlayışlı dürüst affedici

 

— Sence aşk her şeyi affeder mi?

—Hayır, hatta ben aşkı şuna benzetiyorum

Üzerine azıcık çikolata sürülmüş gofret, azıcık yaladın mı samanı meydana çıkıyor, gerçeklerle baş başa kalınıyor.

O yüzden aşk o kadar ucuz olmamalı, hak eden tatmalı etmeyen tatmamalı…

Bu yüzden aşk enflasyonu var ülkemizde..

 

— Son olarak senin eklemek istediğin bir şey varsa söz senin

—öncelikle bu söyleşiyi yapma fırsatı veren sn Münevver hanıma ve onun şahsında tüm arkadaşlarıma en derin saygı ve sevgilerimi sunuyor, sürç_i lisan ettiysem de affımı rica ediyorum.

 

— Bu söyleşiye katıldığın için teşekkür ederim

—Asıl ben teşekkür ederim.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (7) Yorum yaz!

8/11/2006 · Kategori: 3-ROPORTAJLAR

Sevgili Arkadaşım Kardyolog ile Kaliteli Bir Söyleşi

—Merhaba kardyolog bize kendini tanıtır mısın?
—Merhaba kardeşim, ehlen ve sehlen,
Karakter itibariyle (çoğu zaman) sakin ve uyumlu biri olduğumu düşünüyorum. Dürüstlük, samimiyet ve hoşgörü en çok değer verdiğim niteliklerdir. Mümkün olduğu kadar, bu niteliklerin gereklerinden taviz vermemeye, kendime önyargıdan uzak eleştirel bir bakış açısı ve özgünlük kazandırmaya çalışıyorum. Dini vecibelerime ve kültürel ananelerime bağlıyımdır. Sevdiklerime her zaman kendimden daha fazla değer veririm. Öyle ki; onların mutluluğu beni onlardan fazla mutlu eder inanın.. :)
Sosyalite olarak da, futbol (Özellikle Avrupa liglerini) izlemeyi ve takip etmeyi, müzik dinlemeyi, Divan ve Tasavvuf edebiyatından eserler okumayı seven, memleketin her türlü meselesi ile yakından ilgili (ki bence bu bir zorunluluktur), hayatın her alanında aktif rol almaya pek meraklı biri olduğumu söyleyebilirim. Hâsılı; serde romantik, hükmen politik biraz da felsefik bir yapıya sahibim… Şu anda da üniversite sınavına hazırlanıyorum. Bana dua edin lütfen...

 

—Serdeki romantikliğe eşine yazdığın mektup ile hepimiz de şahit olduk :) Çok hoş cümlelerle hitap ederken güzel bir yazı stilin de var… Mesela bu yazının sana ait olduğunu üslubundan tanımak mümkündü. Demek ki artık bir tarzın var, seviyor musun yazmayı? Meraklı mısın yoksa öylesine denk mi geldi romantik bir anda :))
—Öncelikle teveccühleriniz için teşekkür ederim..
Eğer o yazı için soruyorsanız, ders çalışmaktan bıktığım bir anda, masada boşa oturmayayım bari diyerek yazdığım bir... Denemeydi diyelim.

Ama yazmayı sevdiğimi de burada anladığımı söyleyebilirim.Bende bu yönde bir heves vardı demek ki, bunu tetikleyen de, körükleyen de Sevgi Pınarı oldu galiba..

 

—Peki, hobilerin nelerdir?
—Belimden sakatlanıncaya kadar halı saha maçları vazgeçilmezimdi. Hoş sohbet dostlarımla açık havada çay içmeyi ve sinemaya gitmeyi severim.. Ayrıca amatör olarak da üç top bilardo oynuyorum…

 

—Gelecek için planlar yapar mısın? Yoksa nasılsa her şey olacağına varır deyip bırakır mısın?
—Kesinlikle planımı yaparım. Bunun gerçekleşmesi için var gücümle çalışırım da. Fakat asla, illa gerçekleşsin ya da niye gerçekleşmiyor diye söylenmem. Sizin de takdiriniz; bütün planlayıcıların üzerinde, neylerse güzel eyleyen ve (bütün insanları olduğu gibi) beni de çok seven bir planlayıcı var. Bunu bilmek beni ziyadesiyle rahatlatmaya yetiyor da artıyor bile..

 

—Ne tür beklentilerin var gelecekten?
—Benim gelecekten pek bir beklentim yok. Çünkü ben; geleceğin benden beklentisinin olduğuna inanıyorum. Ve ben, bu beklentiyi karşılamak durumundayım. Kulluk da bunu gerektirir.
Daha iyi anlaşılması için şöyle izah etmeye çalışacak olursam:
Hayatı; en tepesinde Resulullah (a.s.v.) Efendimizin yaşam tarzı olan bir piramit olarak görecek olursak. O halde bizler de, en tepeye çıkmaya çalışması gereken insanlarız değil mi? Zirveye dokunabilmemiz elbette mümkün değil. Ama mesele öldüğümüzde; takvada olsun, iyilik, erdem ve fazilette olsun o zirveye ne kadar yaklaşmış olduğumuzdur bence…

 

—Siteyi nerden tanıdın?
—Benim Sevgi Pınarı ile tanışmam, internetle tanışmamla neredeyse eş zamanlıdır. Siteyi yakından takip eden, bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine buradayım. Eh, tavsiye eden o olunca sitenin böyle güzel insanlarla dolu olmasına da şaşırmadım doğrusu..
Yeri gelmişken de benim bu güzelliklerle tanışmama vesile olan, kendi güzel, gönlü güzel, gül kokulu arkadaşıma da yüreği kadar olmasa da kocaman bir teşekkür etmek istiyorum.
TEŞEKKÜRLER HASRETLİK..!

 

—Yaşadığın şehri bize nasıl anlatırsın kısaca
—:))
İnanın kısaca anlatılacak bir şehirde yaşamıyorum. Sadece buna cevaben bile koca bir konu açmak gerekir. Eğer kabul buyurursanız, bu cevabı vermek de benim size borcum olsun… :))

 

—Üç kelime ile kendini özetle desek, ya da senin için önemli değeri olan üç kelime desek…
—Zaten ‘kısa yazı yazma özürlü’ birisi olarak kendimi üç kelime ile özetlemem ne yazık ki imkânsız :) Ancak; takva, hoşgörü ve sadakat her zaman hayatıma en üst düzeyde tatbik etmeye çalıştığım kavramlardır diyebilirim..

 

—Sevgi Pınarından ne beklersin?
—Hepimiz biliyoruz ki; burası, güzel insanların güzel paylaşımlarda bulunduğu, nette nadir rastlanan seviyeli sitelerden biridir. Seviyeli site demek: İnsanların, gerekirse ailelerinden birine de tavsiye edebileceği, üyelerin birbirlerine saygılı davrandığı ve yaklaştığı, içinde küfür ve hakaretin yanı sıra, görsel ve yazınsal hiç bir çirkinlik de barındırmayan site demektir. Bizler üyeler olarak bu tanımın gereklerine uygun hareket etmeye çalışalım yeter.. O zaman her şey çok güzel olacaktır. Benim beklentim de bu yöndedir..

 

—Seviyeli site tanımını beğendim doğrusu… Gerçi herkes böyle değerlendirmiyordur. Mesela, "internette her şey var neden bazıları bundan kaçmaya çalışıyor" diye şaşıranlar vardır. Örneğin sevgi pınarında da rahatsızlık verici şeyler olursa bundan rahatsızlık duyanları garipseyenler ya da ciddiye almayanlar olacaktır. Bu nedenle seviyeli site tanımın ilgimi çekti… Peki, sence bu mümkün müdür?
—Ben mümkün olmayacağı kanısında değilim.  Halep ordaysa arşında burada   öyle değil mi? Ama dediğiniz de doğrudur, insanları hiç bir zaman tam anlamıyla akpak edebilmek mümkün değildir. Eh kurallar, nizamlar da bu yüzden vardır. Buradan anlaşılacağı üzere, bu konuda en büyük sorumluluk da yürütme makamında olanlara düşüyor. Tabi burada her şeyi onlara bağlamayıp, üye olarak bizler de üstümüze düşeni yapmak açısından, çirkinliğin hiç bir çeşidini görmezden gelmemeli, bu türde hareketlere de mahal vermemeliyiz.
Kuralların tam olarak, samimi bir şekilde uyulması ve uygulanmasıyla, üyeleriyle olsun, yöneticileri ile olsun böyle bir güzellik için zaten potansiyeli olan sitemiz, daha da güzelleşir değil, özüne döner diyorum...
Ayrıca internette her şey var diyenlere de katılıyorum ama; müsaade etsinler de internette çirkinliklerin olmadığı yerlerde olsun, aksi zaten çoğunlukta..

 

—Sitede seni mutlu eden ve üzen şeyler nelerdir?
—Az okuyan biri olarak açık söyleyeyim, burada kendimi bayağı geliştirme, sizinle ve sizin gibi müstesna şahsiyetlerle tanışma fırsatı buldum. Bunlar beni çok mutlu etti, ediyor da…
Üzüldüğüm noktalara gelince de... Bakın çok samimi söylüyorum (isteyen inanır isteyen inanmaz) bana edilen hakaretlere, yapılan saldırılara üzülmüyorum, bu hakaretleri edenlerin, saldırıları yapanların içinde bulunduğu hale üzüldüğümün yarısı kadar…

 

—Nasıl bir insansın hayata karamsar mı bakarsın? Yoksa cıvıl cıvıl neşeli misin?
—Karamsar kesinlikle değilim. Şu üç günden bile az dünya hayatında karamsar olunur mu hiç. Hele bir de Rabbim bana: Sakın benden ümidi kesme demişse. Bu ayeti bilmekten daha büyük rahatlık var mı ya? :)
Bazı kişisel sorunlarım olsa da, bunlar kendimi dünyanın en mutlu insanlarından birisi hissetmemi engelleyemiyor. Ve yeryüzünde benden daha kötü durumda olan birileri olduğu sürece de bu böyle devam edecek inşallah…

 

—Sevdiğin renk ve müzik türü nedir?
—Yeşili çok severim… Hem de her tonunu. Yeşil doğanın, doğallığın, sadeliğin rengidir. İnsanın duygularını coşturduğu halde, gözlerini ve beynini dinlendirir. (Ki bu etkisi, bilim adamlarınca da kanıtlanmıştır, kumar masalarının özellikle yeşil olması da bu sebepledir) Ayrıca yeşil mukaddesatın da rengidir. İslam Bayraklarının içinde hep yeşil vardır. Allah nurunu görüp anlatabilenler de en çok yeşilden bahsetmişlerdir. Son olarak, yeşil bir ara renktir ve koyu bir yeşilin hangi güzelim ana renklerin karışımı olduğuna da bu hususta dikkat etmek gerekir… :))

 

Müziğe gelince, müzik kulağımın gelişmemesinden midir, yoksa kültürel zenginliği olan bir coğrafyada yaşadığımdan mıdır bilmem ama, çok çeşitli dillerde (Türkçe, Kürtçe, Zazaca, Arapça, Rumca, Yunanca) çok çeşitli müzikler dinliyorum.Yeter ki eserden yeteneğin ve emeğin kokusu gelsin.. Bir aralar Yunan ezgilerine çok merak sarmıştım, Anna Vissi’nin, Angela Dimitri’nin albümlerini filan alıyordum çok hoştu gerçekten.


Ama özellikle hoşuna giden tür nedir diye sorarsanız Tasavvuf derim. Vazgeçilmeziniz hangisi derseniz Sanat Müziği derim. Ama tutkumu sorarsanız Halk Müziği derim..! Güzel yurdumun seksen bir vilayetinde en az seksen bir çeşit ezgi mevcut. Hepsi de o kadar birbirinden farklı ve o kadar birbirinden harika ki tutulmamak elde değil doğrusu. Bunların yanında seksenlerin arabeskini sevdiğimi söyleyebilirim.

 

Biraz daha fikir vermesi açısından sanatçı ismi de zikretmek gerekirse:
Ahmet Kaya, İlkay Akkaya, Kazım Koyuncu,Hakan Yeşilyurt, Efkan Şeşen, Cevdet Bağca, Umut Altınçağ, Servet Kocakaya, Bergen, Güllü, Tarkan, Düş Sokağı Sakinleri, Haluk Levent, Feridun Düzağaç, Kıraç, Mor ve Ötesi, Hoşuma giden, dinlemekten zevk aldığım Türkçe isimlerden sadece aklıma gelenler..
Cıwan Haco, Brader, Koma Azad, Koma Agıre Jiyan, Mikail & Ahmet Arslan, Mehmet Atlı, Zınar Sozdar, Dino, ise Kürtçe grup ve isimlerden şimdilik aklıma gelenler.
Ama Hozan Serhad’ ın ‘Bir Çocuk Ağlıyor’ eserini özellikle tavsiye ediyorum.Mutlaka dinleyin bence..

 

—Tavsiyelerine uyacağımdan emin olabilirsin :)) Çünkü Koma Azad’dan paylaştığın muhtaci te me türküsünün yanıklığı kolay gitmez yürekten :) Gerçekten çok zevkli biri olarak görünüyorsun, bunu neye borçlusun sence?
—Off the record..
Ya münevver, bu sorunun cevabını ben de bilmiyorum. Ne olacak?

 

—Burcun Nedir kardyolog?
—Koç…

 

—Sitede yazılarını okumayı sevdiğin kişiler var mı?
—Elbette var. Olmaz olur mu? Mesela MURATYALNIZ, değindiği konuların hassasiyeti, yazılarındaki sürekli bir bilinçlendirme çabası itibariyle örnek alınması gereken üyelerimizden biri. Murat’ ın yaptığının aynısını sağlık konularında da ‘mdmd’ yapıyordu. Ondan da çok faydalandığım oldu sağolsun. Baybora ya da bir parantez açmak gerekir: Kendisi muhabbetin, kalp kırmadan, sataşmadan, nasıl geyik kıvamında tutulabileceği konusunda en iyi örnektir bence. Ayrıca, seviyeli üslupları ve paylaşımcı yapılarıyla bihter ve AZEMM de onlarca değerli üyemizden sadece aklıma gelenler. Şu anda aklıma gelmeyen kardeşlerim de haklarını helal etsinler..

 

Sizi ve Sertac beyi hiç saymıyorum. Bana göre sizleri bu soruya cevap olarak vermek, hangi sanatçıları beğenirsiniz sorusuna, Sezen AKSU ve Zülfü Livaneli cevabını vermek gibidir. Söylenmese de tutkuyla sevildikleri herkesçe bilinir. Bir farklılık yaratmaz bu cevaba sizin isminizi zikretmek. Herkesin, “Onların yazılarını sevmeyen mi var, başka varsa söyle” diyeceği bir cevaptır bence. Sizin gibiler hep var olsun kardeşim..

 

—Evlilik desem ne söylersin? Nasıl tanımlarsın evliliği?
—Erdemli ve ahlaklı olmayı amaçlayan sosyal toplumun temeli olan, dinimizce de kutsal olan bir müessese dersem yeterli olur galiba…

 

—Radyo 7 dinliyor musun?
—Radyo 7 den ziyade ben ulusal kanalları pek dinle(ye)miyorum. Ulusal kanallardan sadece birini, o da tasavvuf için dinliyorum. Çünkü burada bir tek ona pek rağbet yok. O yüzden burada ki yerel kanallar, benim (belki de olmayan) tarzıma daha uygun galiba. Burada aynı frekansta, Türkçe, Kürtçe, Zazaca, Rumca hatta bazen Avrupa dillerinden bile seçme eserleri dinleyebiliyoruz. Yine tek frekansta, hem sanat müziği, hem arabesk, hem halk müziği hem de özgün müzik dinlemek mümkün. Bunların yanında ağırlıklı olarak Türkçe ve Kürtçe olmak üzere, sohbetler, vaazlar, kaside ve ilahiler yayınlayan iki tane de din temalı radyomuz da var. Bir de sunucular daha az konuşuyor.. :)))

 

—Çocukluğunda ne olmak isterdin?
—Valla Mimar Sinan’a olan hayranlığım o zamanlarda var mıydı, yok muydu hatırlamıyorum ama; sebebini bilmediğim bir şekilde mimar olmak istiyordum..

 

—Bir çiçek ismi söyler misin?
—(Tereddütsüz) GÜL..

 

—Hangi takımı tutuyorsun?
—Ben mi onu tutuyorum, O mu beni kendine çekiyor bilinmez ama; bildiğim bir şey varsa o da, Fenerbahçe ile aramda duygusal bir bağ olduğudur..

 

—Sevdiğin yemek nedir?
—Ben sadece doymak için yediğimden, tadı pek önemsemiyorum.. İnsanları doyuran bir hap filan keşfedilse ben bayağı bir tüketirim herhalde.. Ama şu var; yemeği sevdiğim insanlarla yiyebilirsem o sofra bana, sofraların en lüksü, en eksiksizi oluverir…

 

—Elinde bir bant var diyelim. Kimin ağzını kapatıp susturmayı isterdin.?
—Böyle bir şeyi asla istemem. İnsanların çıkardığı sesler olmazsa, kimin iyi kimin kötü olduğunu nerden bileceğim. Siz hiç görmediniz mi, çok ve masum güzelliğe sahip olup da içinde şeytan barındıran insanlardan…

 

—Mutfağa niçin girersin :)
—Anneme yardım etmek için. :))

 

—Seni en çok kızdıran tahammül edemediğin şeyler nelerdir?
—Elimden geldiğince tahammül sınırımı yüksek tutmaya çalışıyorum. Malum, keskin sirke küpüne zarar.. Ama itiraf etmeliyim ki, insanların, dünyada olup bitenleri (dönen üç kağıtları) anlamak için bir parça düşünmeleri kafi iken, bunu yapmamalarını,atılan her yemi yutmalarını, verilen her gaza gelmelerini görmek beni çok rahatsız ediyor..

 

—Sen kendine bir soru sormak istesen ne sorardın?

—Her zaman sorduğum soruyu yinelerdim. Bu da, o bahsettiğim piramit vardı ya. İşte onun üzerinde zirveye ne kadar yaklaştığımı sorgulamak olurdu galiba..

 

—Düşmek, parasız kalmak, ölmek gibi korkuların var mı?
—(Allah katından olmazsa) Düşmekten ve parasız kalmaktan kesinlikle korkmam. Bunların varlığı bana bir şey kazandırmadığı gibi, yokluğu da bir şey kaybettirmeyecektir..
Ölümden de, açık konuşmak gerekirse, şimdilik korktuğumu söyleyebilirim. Eğer Allah nasip eder de, (söylemekten ar ediyorum) kazalarımı bitirir, hacca gidebilir ve arkamda bir eser de (bu hayırlı bir evlat da olabilir) bırakabilirsem. Tahmin ediyorum o zaman Mevlana’nın deyimiyle düğünümü beklemeye başlarım herhalde…

 

—Kimlere saygı duyarsın?
—Kendime duyduğum saygıyla alakalıdır bu diye düşünüyorum. Bana saygı duymasını istediğim herkese saygı duyarım, duymak zorundayım da…

 

—Örnek aldığın kişiler var mı?
—Şöyle cevap vereyim: Bizim dinimizde örnek alınacak, hatta mübarek ağızlarından çıkmış bir cümle üzerine bile koca bir hayat kurulabilecek binlerce, enbiya, evliya ve Allah dostu vardır. Bu konuda ümmet olarak çok şanslıyız. Ancak; bu zatların hepsinin de, iki dünya mutluluğunu yakalamak isteyenlere işaret ettikleri yer hep aynıdır. O da Resulullah (s.a.v.) Efendimizin Sünnet-i Seniyyesidir. Yani demem o ki, ister piramitin tepesindekini örnek alın, ister o tepeye yaklaşanları, sonuçta ilerlediğiniz yön ve yer aynı olacaktır..

 

—On yıl sonrasını düşün desem kendini nerde ve nasıl görmek istersin?
—İş dönüşü bir akşam, oturma odamdaki kanepemde, yanımda eşim ve kucağımda hoplayan küçük kızımla beraber günün stresini atıyor olmayı isterdim.. :)) (En azından bu bana yeter)

 

-Senin arkadaşın nasıl olmalı?
—Arkadaşlık için bir kriter koymak haddime değildir. Kapım herkese açıktır. Kişi iyi olmayı istesin yeter. Yani benim için önemli olan, piramitin neresinde olduğu değil, o piramitin üzerinde ilerlemeye çalışıyor mu, çalışmıyor mu olmasıdır.. Buna bakarım ben..

 

—Son olarak senin eklemek istediğin bir şey varsa, söz senin?
—Özel hayatımdan dünya görüşüme, elimden geldiğince samimi, içten ve açıklayıcı cevaplar vermeye çalıştım. Bu sebepten ötürü sözü fazla uzattıysam ya da sürç- ü lisan ettiysem, sizden ve okuyacak olan herkesten şimdiden özür diliyorum. Hakkınızı helal edin…

—Bu söyleyişe katıldığın için teşekkür ederim.
—Asıl ben teşekkür ederim.Şeref duydum..!

 

ilgili link:

http://munevverseverler.hehhe.com

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

26/9/2006 · Kategori: 3-ROPORTAJLAR

Değerli dostum Sertac Bey ile gerçekleştirdiğimiz, bizce nefis bir söyleşi...

— Merhaba sertac, fesapş, hoşâmedi :)

Bize kendini tanıtır mısın, ne kadar zamandır sevgi pınarındasın?
C- Ben, İmam Hatip çıkışlı ve İşletme Fakültesi mezunu biri olarak, muhasebe mesleğini icra etmekteyim. Özel Mali Müşavirlik büromu açabilmek için smmm staj başlatma sınavına hazırlanıyorum. 17 Haziran 2005 tarihinden beri sevgi pınarındayım. Aynı tarihte, site adına uygun geldiği için “Sevgi pınarı’na” adlı bir şiir asarak başladım site üyeliğime. Sonrası malum; hala buradayım…


— Mesleğini seviyor musun?

C- Mesleğimi zorunlu olarak seviyorum; yoksa sürdürülemez. Ekmeğin aslanın ağzında olduğu bir zamanda, aslan gibi çalışmak şart. Muhasebe, zor bir meslektir; kanunları, genel tebliğleri, genelgeleri, özelgeleri ve bazen muktezaları izlemek meseledir. Ayrıca her biri birer muamma olan mükellefleri razı etmek, ikna etmek, onlardan tahsilât yapabilmek daha bir meseldir. Vergi daireleri, memur, şef ve müdürlerine kanunları izah edip mükelleflerin haklarını (rüşvet yedirmeden) savunmak çilesi cabası. vs.vs... Bunca yoğun emek  ve birikime rağmen karşılığını alabilmek için meslek sevgisi olmadan bu iş nasıl yürüsün ki?!..

 

— İşten arta kalan zamanları nasıl geçiriyorsun?  Mesela hobilerin nelerdir?
C- İşten arta kalan zaman bana yetseydi iyi değerlendireceğime inanıyorum; ama yetmiyor ki… Sadece, ekmek kazanmaya giden onca fazla zamanıma acıyorum. Helal lokma yoğun emekle oluyor; bu da bol zaman demektir. Sınavlara hazırlık çalışmalarım ve iş yoğunluğu yüzünden eş-dost, akrabaya insani ziyaretlerimi ve sıradan görevlerimi gönlümce yapamamak beni kahrediyor… Bunun dışında hobilerim de diyebileceğim, kişisel yeteneklerimi değerlendirme çalışmalarım vardır. Yağlı boya tablo, karakalem resim yapmak; tarih, sosyoloji, ekonomi-politik konularda elime ne eser geçerse okuyup notlar almak. Araştırma ve incelemeyi severim; her hangi bir şeye (dini, felsefi politik, örgütsel vb.ne) dogmatik ve körü körüne inanmayı, başkalarının kuyruğuna takılmayı hiç sevmiyorum. Her konuya eleştirel bakarım. İnternet’te bilgi, donanım vb. gelişmeleri takip edebilmek için sörf yapmayı severim.

 

— Gelecek için planlar yapar mısın?

C- Gelecek için planlar yaparım; tesadüfen yaşamayı kabullenmiyorum. Planlarımın risklerini önce sıralarım; sonra en zor alternatifi göze alarak, basitten karmaşığa seçeneklerimi gerçekleştirmeye dikkat ederim. Süreç içinde önüme çıkacak sürprizlere her zaman hazırlıklıyım. Karamsar değilim; idealistim ve mücadeleciyim…


— Beklentilerin nelerdir gelecekten?

C- Gelecekten beklentilerim, şahsım için olanı mali müşavirlik belgemi alarak ekonomik özgürlüğüm için özel büroma kavuşmak istiyorum. Zaman kazanıp, biriktirdiğim araştırma, inceleme notlarımı toparlayıp kitap yazmak istiyorum. Şiirlerimi elden geçirip bir kitapta toplamak istiyorum. Yağlı boya tablolarıma ve kara kalem resim çalışmalarıma yenilerini ekleyip sergi açmak istiyorum. Bunlar hep zaman darlığına takılıp geleceğe ertelenen beklentilerimdir.


— Siteyi nerden tanıdın?
C- Bu siteyi tesadüfen tanıdım.”Sevgi Pınarı’na” adlı bir şiiri başka bir siteye asmıştım ve arka sayfalara gitmişti. Ben de google’ den taratırken bu sitenin adı da geldi, dikkatimi çekti, girdim, üye oldum ve adına uygun diye “Sevgi Pınar’ına” şiirini buraya da astım. Oltaya takılmıştım işte; müdavimi oluverdim. Şimdi nasıl kurtulacağım ondan; bağımlılık yapmış… J)

 

— Yaşadığın şehri bize nasıl anlatırsın kısaca?
C- Şehir tanıtımı ile konuyu şişirmek istemiyorum. Yaşadığım şehirlerden Diyarbakır, Mardin, İzmir ve Mersin’in linkini vereyim herkes geniş bilgi edinsin “Kent Haber”den… Reklamıma gerek yoktur..:))

 

http://www.kenthaber.com/iller.aspx?IlKodu=21

http://www.kenthaber.com/iller.aspx?IlKodu=47

http://www.kenthaber.com/iller.aspx?IlKodu=35

http://www.kenthaber.com/iller.aspx?IlKodu=33

 

— Üç kelime ile kendini özetler misin?

C- Kendimce dürüst, hoşgörülü ve kararlıyım…

 

— Sevgi pınarından neler beklersin?
C- Sevgi Pınarı, her renkten, ırktan, cinsten, tipten, anlayıştan, görüşten, mezhepten, dinden (dinsizler dahil) herkese, özgür bir platform olabilmelidir bence… Koca ülkenin (hatta dünyanın) bir küçük denek maketi gibi sayılmalıdır… Bu yapıcı denek gerçeğe dönüşürse, ülkeye de olumlu yansıması olacağına inanıyorum. Yoksa binlerce basmakalıp sitelerden bir site olup sıradanlaşır. Kısır döngü içinde çatışan ve tepişen, işe yaramaz, fikir üretemez, sohbet etmeyi bile beceremez insanları olan; bir köşede her hangi bir site gibi kalırız. Marjinalleşip, yorulup, eriyip gideriz böylece.. Bu benim beklentim olamaz.

 

— Sitede seni mutlu eden ve üzen şeyler nelerdir?
C- Sitede beni mutlu eden ve burada kalmamı sağlayan,  değer verdiğim insanların varlığı olmuştur. Astığım ilk yazılarıma olumlu tepkiler gösterip; ama foruma yazılar yazmayarak özel mesajlarda ve sonra msn yoluyla da benimle sohbete geçen üyeler olmuştur. Çok kişilikli dostlardı bunlar. ..Forumda yazı yazanlardan Dijan, Canan vd. ile forum izlemeye başladım. Sonra Münevver, Celal Demir, Rabigül vd. ni tanıyınca sevgi pınarında insan sevgisi ile doldum. Bunlar beni, mutlu eden bağışıklarım sayılır.. Üzen de vardır elbette. Bu üzen kişiler, birkaç (belki bir- iki) kişiliği gelişmemiş, düşünce fukarası ufku körelmiş saygısız zavallılardır. Onların, hoşgörü; fikir üretmek gibi bir dertleri yoktur. İnsana saygıları; hele sevgileri olmaz. Fikirleri faşizm ve nazizmden esinlenmiş olsa da kendilerini “milliyetçi” göstermeyi uygun görürler; ama sevdikleri millet değildir; en çok bu kavram onlardan zarar görür zaten. Kalp mı kırmış, insanı mı üzmüşler, umurlarında bile olmaz ve durup düşünmezler bile.. Öyle kişiliksizleşmişler ki, yaptıkları tahribatların farkında değilmiş gibi, dönüp kırdıkları insanlarla laflaşmayı yine sürdürürler. Vs.vs. İsimlerini vermiyorum, belki dürüst arkadaşlar edinip olumluya doğru değişim gösterirler umuduyla... Çünkü ben değişime inanırım; “söyle arkadaşını söyleyeyim seni” kriterine de öyle… Hayırlısı diyelim, hayırlı olsun.

 

— Nasıl bir insansın? Hayata karamsar mı bakarsın;  cıvıl cıvıl neşeli misin?
C- İnsanın kendisini tarif etmesi biraz zordur; ama düşünen, araştıran, analizlerde bulunan, herkese saygılı ve hoşgörülü olduğum için hayata karamsar bakamıyorum. Ama cıvıl cıvıl bir neşe içinde olamayacak kadar çarpık bir düzende yaşıyoruz, bu da bir gerçek. Umudu ve mutluluğu içselleştirmeye ve çevresine sinerji yaymaya çalışmak en doğrusu sanırım. Ne kadar olabilecekse işte…

 

— Sevdiğin renk ve müzik türü nedir?
C- Gök kuşağı rengini severim. En belirgin, kırmızı, yeşil, sarıdır. Bir de dünyamızın ve vücudumuzun yaklaşık % 70’ i su olduğu için midir ve duanın kıblesi göğün rengi masmavi olduğu için midir mavi rengini severim. Müzik olarak, özgün halk ezgilerini severim. Halk müziğinin o yanık uzun havalarıyla birlikte yanarım. Bunun dışında, anlamlı ve kulağa hoş gelen tüm melodiler hoşuma gider. Müziğin farkı, ses ve melodik kalitesiyledir.

 

— Burcun nedir?
C- Aslan burcunda doğmuşum. Bu burcun özelliklerini vurgulayan bolca bilgi her yerde mevcuttur. Öyle uzatılır bu özellikler; ki her burçtan kişi, diğer burçlardan da kendinden bir parça bulur nerdeyse. Kaba hatlarıyla bu burcun özelliklerini taşıdığıma inanıyorum ben de. Ama hayat bir mücadeledir yine de.. Fal değil, ef’al önemlidir.

 

— Mesleğinin geleceğini nasıl görüyorsun?
C- Mesleğimin geleceğini çok parlak görüyorum. AB’ye geçiş ile birlikte değeri daha da artacaktır. Toplum sanayileştikçe de kaçınılmaz bir ihtiyaç olduğu gittikçe belirginleşecektir.

 

— Sitede yazılarını okumayı sevdiğin kişiler var mı?
C- En çok kendi yazılarımı beğenirim; kendi emeğimi sarf ettiğim için. Sonra emek verildiğine inandığım Münevver’in yazıları var; düşünce ve kalite barındırıyor ve kendini sürekli yenilemek ve geliştirmek isteyen çok yönlü ve önyargısı olmayan bir karakterde olduğu için severek okurum. Celal Demir, güzel bir şeyler yazma çabası gösteriyor, ne yazdığını merak eder bakarım. Rabigül’ ün kopyaladıklarına mutlaka bakarım, duyarlılığıyla ve hoşgörülü karakteriyle bizimle neyi paylaşmak istediğini merak ederim. Elbette daha da yazısını merak ettiğim arkadaşlar vardır; ki çoğunlukla astıkları konuların güncel ve yararlılığına bakarak değerlendiririm onları. Özgün yazıları olmasa da karakterce sevilecek insanlar ayrıca vardır elbette. Hepsini saymak olası değildir…

 

— Kendi yazılarımı beğenirim dedin, bencil misin?

C- Hayır, kesinlikle bencil değilim. Sitedeki yazılarla sınırlıdır bu görüşüm ve esprilidir. Herkes konu yazıları için ağırlıklı kolayına kaçıyor, emek verip kendinden bir şeyler üretmek gayreti yerine dışardan kopyalamayı tercih ediyor. Kopyalanan site dışındaki yazarları ve yazılarını söz konusu etmiyorum. Üyelerin yazılarını dikkate alınca benim yazılarım kendini bir nimetten sayıyor; yoksa kendimi yazar bile kabul etmiyorum.

 

— Evlilik desem neler söylersin? Nasıl tanımlarsın evliliği?
C- Evlilik, bu zor zamanda ve bu çarpık düzende, hırpalanmış bir toplum içinde, güzellikleri ayıklayıp birlikte paylaşarak, mutlulukları ilmek ilmek dokuyacak bir beraberlik ve birliktelik olarak görürüm evliliği. Karşılıklı sevgi, saygı ve güvene dayanan güçlü sacayakları olan birlikte yaşam ve bir paylaşım düzeni olmalıdır. Toplumun aynası olacak bu çekirdek yapıdır. Sağlıklı toplumun moleküllerini oluşturuyor; ki bu moleküllerin atomlarını seçerken, seçici olmak zorundayız. Parçası hasta olan bir bütünün kendisi de hastalanmaya başlamış demektir.. Her şey sevgi toplumu için olmalıdır. Sevelim, sevilelim; bu dünya kimseye kalmaz.

 

—İbn-i Haldun’un bir tanımlaması vardır, tabiat ve insanlar hakkında; deniz bölgesi halkı deniz gibidir, dağ bölgesi halkı dağ gibidir; sert, yalçın, zorluklara alışmış ve mağrur… Bu tanımlamaya göre biz doğuyu sert tabiatlı insanlar memleketi olarak biliriz, ağrı dağınca yalçın, dersim gibi asi… Kürt halkı da boyun eğmez bir bilek olmuştur Said-i Nursi kimliğince… Sence?
C- Kürt halkı, dünyanın en zengin ve stratejik coğrafyasında yaşıyor. Milattan öncelerinden beridir hep dış güçlerin istilalarına maruz kalmıştır. Dünyanın en barbar yönetimleri (halkları demiyorum) Asur, Moğol vb. en kanlı kıyımlarına rağmen bu yiğit halkı tarihe gömememişti. Hani Ortadoğu’da Moğol var mı? Kalıntı gibi sayısal bir düzeye inmiş Asuri halkının Irak Kürdistan’ ındaki haklarını ve kültürlerini yine Kürtler koruyor şimdi. Kürdistan Bölgesi Hükümetinde onlara bir bakanlık bile vermişlerdir. Selahaddin- i Eyyubi gibi bir Kürt komutan, Musul’dan amcası Şerguh ve bir avuç savaşçı arkadaşları ile İslamı korumak için ta Mısır’a gitmiş, iktidar olmuş, koca haçlı seferlerini durdurmuş, Aslan Yürekli Rişar’ı yenmiş ve kendine hayran bırakmış. Kudüs’ü geri almış. Vefatında İmparator iken defnedilmesi için çocukları borçlanarak töreni gerçekleşmiştir. Şahsına mülk edinmemiştir.  Said –i Nursi yakın tarih bir Kürt alimi olduğu için detayına gerek yoktur. Misak-i Milli hudutları hayatı boyunca ona zindan edilmişti. Kaç kez öldürülmek istenmiş; ama onun kılıç zoru değil, onun iman Nur’u, değil üç kıtada, altı kıtada şevkle ve aşkla ışık veriyor alemi aydınlatıyor. Bunun gibi sayısız tecrübeleri sunmuş  cesur ve imanlı bir halkı zincire vurmayı düşünen  bedbahtlar hala rüyalarını yaşıyorlar.. Onları yok sayarak inkar ve imhayı düşünüyorlar.. Tarih gösteriyor ki bu nafile bir çabadır…

Evet, Kürt halkı, dağ gibi serttir, bir o kadar da vicdanlı ve merttir.

 

—Beğendiğin sanatçılar kimlerdir?
C- Beğenmediğim sanatçı mı var?!. J)  İşte ilk aklıma gelenlerden bir demet:
Türkçe seslerden; Ferhat Tunç,  Ahmet Kaya, Selda Bağcan, Güler Duman vs…
Kürtçe sesler olarak; Şıvan ve Gülistan Perwer, Birader,  Mıhemed Şexo, Meryem Xan, Mele Salıh ê Dıhî vs..
Lazca sesler; Kazım Koyuncu vs..
Ermenice sesler; Aram ê Tigran vs.. 
Batıdan; Yusuf İslam.. Aslında her tür müziğin güzel ezgisi ve her sanatçının bir hit melodisi olur ve sevilmelidir. Müzik evrenseldir çünkü. Bunları da çok az dinlemişimdir; zamanım yok ve radyo dinleyemiyorum. Ama söylüyorlarsa zevkle dinlerim işte.. Müzik, ruhun gıdasıdır.

 

— Alim’i duymak isterdim, atladın mı yoksa ilgini çekmez mi Kafkas müzikleri?

C-  İlk aklıma gelenleri saydım, atlamışım demek ki. Kafkas halklarını çok severim. Çeçen ve Çerkez arkadaşlarım vardır. Şeyh Şamil, yüreğimdeki kahramanlardandır. Kurtuluş savaşındaki Çerkezlerin rolünü inkâr eden olursa kör olmalıdır. Doğu ve Güneydoğu’ da Kürtlerin oynadığı rolleri, batıda Çerkezler oynamıştır. Çerkez Ethem, ilk Kuvva-i Milliye’yi kuran, örgütleyen ve bütün Ege ve İç Anadolu isyanlarını bastıran bir halk kahramanıdır. Başkalarının ne diyeceği beni ilgilendirmez, ben tarihe bakarım, yalan ve iftiralara değil. Kimsenin ezberi ezberim değildir; rehberim resmi tarih değil, bilimsel tarihtir. Ayrıca bir TV kanalında Kafkas müziği ve oyunları çıkınca TV kanalını değiştirmem; o şölen bitinceye kadar.. O ritmik Kafkas oyunları harikadır. Seyre doyum olmaz, müzikleri de öyledir…

 

—radyo 7 dinliyor musun?

C- İş yoğunluğundan hiçbir radyo dinleyemiyorum ne yazık ki. Akşamları, TV’leri bile ya haberler veya boş zamanıma denk gelirse içerikli bir film veya dizi olursa bakarım, o kadar. Kanal 7 gibi o da güzeldir sanırım.

 

 — Çocukluğunda ne olmak isterdin?
C- Önce, ortaokulda  iken Avukat; İmam Hatipte okurken, Vaiz veya Müftü; sonrasında  politikacı veya yazar olmak istedim; ama bir baktım ki, muhasebe limanında demirlemişim işte.. Mükelleflere hayırlı ve uğurlu olsun…J)

 

— Bir çiçek ismi söyler misin?
C- Elbette ki Kırmızı Gül.

 

— Leyla bir özge can mıdır? Mecnun ona divane bir deli midir?
C- Leyla, önce özge bir candı; kavuşmak nasip olmasa da ona divane yürek yorulmadı, umutlarını diri tuttu. Kavuşmayı kendi kaderi yapan Kays, Mevlâ’sına sığınınca, İlahi Nur onu girdabına çekti. Pervaneciğin Işığa kapılıp sersem dolanımı gibi döndü. Döndükçe gönlü aşka divane oldu. Leyla’ sı hep beraberindeydi; engelsiz ve perdesiz… Âşık, Kays iken, aşk divanında “divane” durdu; ilahi aşk onu vurmuştu. Kendini tam bulduğunda; herkes ona “Mecnun” diyordu; Mecnun oldu... Gerçekte mecnunlar, aşkın yolunu tıkayanlar oluyordu… Kim ne biliyordu, onu görüyordu… Can, özge oldu;  özge can oldu… Canan mecnun, özge canından oldu…

 

— Hangi takımı tutuyorsun?

C- Ben hiçbir takım tutmadım, tutmam ve tutmayacağım.

 

— Sporla hiç mi ilgilenmezsin?

C- Sporla ilgilenilmez mi? Ben jimnastik, barfiks, halter ile vücudumu kıvamında tutmaya çalıştım; profesyonel amaçlı değil yani. Bir ara, Tekvando eğitimi alıp, birkaç kuşaktan sonra vazgeçtim, zamanımı alıyordu. Şimdilik, az da olsa barfiks ve kültürfizik hareketleri çalışırım sadece.

 

— Sevdiğin yemek nedir?
C- Karnıyarık severim. Sonra etli yemekler ve zeytinyağında kızartılmış yemekler…

 

— Peki hiç yemek yaptın mı :) yemeğe benzedi mi :)))

C- Evet. Öğrencilik hayatımda, mercimek, bulgur pilavı, pirinç pilavı, kuru fasulye, melemen ve rafadan yumurta gibi temel yemekleri yaptığımı biliyorum..:))  Valla, emeğim geçtiği için miydi, lezzetinden miydi bilemem; ama bayağı bana lezzetli geliyordu..:))  Başka alternatif yokken ve insan aç iken, bilimsel teşhis koyamıyor.. Programlanmış bir yaşamdı, arkasından derslerimize çalışacaktık. Tarifleri annemden aldığım notlara göre yapıyordum. Sanırım, bu dersimde de iyi sonuç almışımdır. Yaptığım yemeği yiyen arkadaşlarımdan şikâyet gelmiyordu. (Hadlerine mi düşmüş) İtiraz eden olsaydı, hemen kaşığı ellerine verirdim…J)) Şimdi hiç yapamam, tekrar notlara ihtiyaç duyarım..:))

 

— Hımm, ben burada pilavların altını çiziyorum :)) öğrenci yemeği deyince akla daha çok makarna, yumurta ve patates üçlüsünün türevleri gelirdi bizim bildiğimiz… Annenin tariflerinden biz de mi faydalansak ne dersin :))

C- O notlarım öğrenciliğimde kaldı. Pilavların etlisi etsizi değişir tabi. Öğrencilik dışında hiç yemek yapma imkânım olmadı. Kafamdaki bilgiler silinmiştir. Annemden tarife istesem, neden istediğimi de izah etmem gerekecek…J)))) O kalıyor yani. Yemeklerle ilgili kitaplara müracaat edilsin lütfen.

 

— Seni en çok kızdıran, tahammül edemediğin şeyler nelerdir? 
C- Beni en çok kızdıran ve tahammül göstermediğim inkâr, ihanet ve kalleşliktir. İki arkadaş, iki kardeş iki halk için de ölçütüm budur. Ör: Kürdün gözünün içine bakarak “Kürt yoktur” demek;  var olan haklarını gasp edip emeğine ve tarihe ihanet etmek gibi…

 

— Gazeteci yazar Rahmetullah Karakaya’nın buna benzer bir anısı vardı, bir sohbet esnasında yeri geldiğinde “ben kürdüm” diyor, karşısındakinin bakış açısı garip: “estafirullah abi o nasıl söz” diyor… Rahmetullah Karakaya, her ne kadar Kürt olmanın da diğer ırklar gibi bir ırk olduğunu anlatmaya çalışsa da önyargıyı aşamıyor… Senin de yaşadığın buna benzer şeyler oluyor mu?

C- Bu çarpık düşünce, egemen güçlerin imha ve inkâr politikalarının sonucu olmuştur. Tanık olduğum birçok olay olmuştur. Benim önümde, bir iki batıdaki ilde (  il adı kalsın) çalışmaya gelmiş, orta yaşlı ve düzgün Türkçesi olmayan Kürtlere “ ulan senin mağa numaran kaç?” diyen ve “ Kuyruklu Kürt nolacak” diye benim önümde hakaret edenlere rastladım ve her seferinde müdahale de ettim. Evet, bir dönem Kürtler, maalesef ben “Kürdüm” diyemiyordu. Devlet baskısına bile neden idi. Kürdüm demek bile bölücülük sayıldı. Hala TC “Kürt Realitesini” tanıyıp altını doldurmadığı içindir ki, Doğu ve Güneydoğu’da PKK kıymete biniyor. Meselenin püf noktası budur. Bir keresinde  “Kuyruklu Kürt” hakaretinde arka çıktığım Kürt, üniversiteli bir genç çıktı. Olay sonrasında biraz samimi olup sohbet ettiğimizde bana, köylerinde bir anısını anlattı: Köylerine bir Türk öğretmenin tayini çıkmış. Kürtler, yabancılara çok hürmetkârdırlar, evlerini, yemeklerini paylaşırlar. Çok misafirperverler. Bilen bilir. Kürt köylerinin “köy odası” vardır. Akşamları herkes ve varsa misafirler de bu odaya gidip sohbet ederler. Yatma zamanı herkes kendi evine giderler. İşte bu köy odasında, bu Türk öğretmen her ayağa kalkıp dışarı çıkan veya içeri gelen Kürt gençlerinin kıç tarafına böyle acaip acaip bakarmış. Gençler uyuz oluyorlar bu davranışa ve bir yaşlı köylüye dertlerini açarlar, bu öğretmeni döveceğiz diye.  ( Gençler, köy tarafında yaşlılara terbiye icabı danışmadan hareket etmiyorlar..)  Yaşlı Kürt, o genci durduruyor ve “ oğlum benim de dikkatimi çekti de, durun onunla bir konuşayım önce, koca öğretmen ve tahsilli bir hikmeti olmalı elbette.” Deyip, bir ara öğretmeni kıra doğru sohbete çekip konuyu açıyor. Öğretmen ne derse iyidir;” Evet  amca, ya bu kuyruğunuzu nereye gizliyorsunuz, o kadar bakıyorum, hiç belli etmiyor?!” diyor safça.  Öğretmenin aile muhitinde öyle çok konuşulmuş ki, öğretmen böyle bir hakareti gerçek sanmıştır. Evet, konu anlaşılmıştır. Kürt amcanın kendisi de meğer batıda bu tür hakarete maruz kalmışmış. Ama öğretmen çok samimi ve öyle inanarak söylemiş ki, bu amca (aynı zamanda köy odasında esprileriyle meşhur biriymiş) yine esprili bir eda ile şalvarını indirip, “bak evladım bizde kuyruk falan yok” deyince öğretmen çok utanmış, mahcup olmuş; ama ihtiyar kurt onu teselli etmesini de bilmiş ve tarihlerinden alıntılarla koyu sohbetlerle dostlukları olmuş. İşte o öğretmen, o köyde evlenip emekli olunca da yerleşmiş oraya, dedi bana o üniversiteli genç. Bu gün bu örnekler hakaret olarak da olsa sanırım artık yoktur.

 

— Forumlarda az yazıyorsun ama açtığın konular büyük ilgi görüyor, okuyucu oranı oldukça fazla. Öncelikle seni tebrik ederim ve sence bu ilgi neden diye de peşine eklerim :) 
C- Teşekkür ederim. Sanırım bir işte çalıştığımdan dolayı, az zamanımı doğru ve dolu değerlendirmek istiyorum. İş olsun diye, konu açmayı sevmiyorum. Her konuya maydanoz olurcasına gelişi güzel mesaj atmıyorum. Rütbe peşinde koşup fazla mesaj atma zevkim de yoktur. Ben bir şey yazınca, karşımdakinin yerine de geçerek düşüncenin arka planını da yazıyorum. Öyle ki, okuyucu yazımı okuyunca, ya “bu yazı mükemmel bana diyecek bir şey bırakmamış” deyip okumakla yetinecektir (belki beğenisini dışa vurmak için kısa bir yorum atacaktır. Çoğunluk bu duyguları özel mesajlarda alıyorum zaten) Veya karşı düşüncesinden dolayı ya da anlamsız bir kıskançlıktan dolayı kimisi de çamur atacaktır… Ama benim dileğim ve beklentim; yazılarımı hoşgörülü bir şekilde değerlendirerek; varsa eksiğimi gerekçeleriyle izahını yaparak yorumlarını yazan olursa, bu sayede, benim de kendimi aşabilmenin ve gelişmemin imkânı doğacaktır.

 

— Sitede oldukça centilmen ve nazik bir profil çiziyorsun, duygusal mısın yoksa :) Biraz arabesk olacak ama erkekler ağlar mı?

C- Sağ olun teşekkür ederim. Öyle görülüyorsam o sizlerin yüreğinizin güzelliğindendir. Centilmen ve nazik yürekliler bakınca öyle görüyorlardır.. Ben, duygusuz değilim, duygulanırım tabii; ama duygusal da değilimdir inşallah. Öylesi hem kırılgan olur, hem arkadaşlarına acı yaşatır; çünkü öyleleri en ufak esprilerde bile sık sık küserler. Bende o yok, ben hep teselli verenim, uzlaştıran ve yönlendiren oluyorum galiba. Erkekler ağlamaz mıymış?! Bu laf, büyük sorumluluklar anında, çözüm üretemeyip çaresizce ağlayan erkekler için söylenmiş olmalı; genelleme yapılamaz.  Bence erkek, yeri gelince ağlayabilmelidir. Vicdan sahibi erkek, gurur havasına yatmamalı, doğallığını yaşamalıdır.  Ağlamak, vicdan sıkışmasını rahata erdirir; ama asla sulu göz olmamalıyız. Tabii bayanlar için de bu geçerlidir.

 

— Sitedeki esprili konulardan birinde dayak hakkında  “Ya hakkaten böööyle babalar hala var ha... Hakeden çocuklar da var ya.....  Hadi dayağın yasak olduğu toplum dileğiyle..” cümlelerini eklemiştin. Yaşadığımız hayata bakıldığında nedense bunun aksini hissediyoruz, samimi bir soru; sizin oralarda kadın dövülür, çocuklar örselenir mi?

C- Kadına ve çocuklara şiddet barbarlıktır. Her türlü şiddet reddedilmelidir; ama kadın ve çocuklara olanı öncelikli olmalıdır. Toplumumuz, iki eğitsel aşamadan geçer. Birincisi, temel olan aile ortamı dediğimiz (okul) evdir. Evde çocuk, ilk ve temel eğitimini (ilk altı yaş) belirleyici olarak annesinden alır. Anne bir kadındır; özgür ve donanımlı olduğu derecede kaliteli eğitim verebilecektir çocuğuna. Bu ilk aşama eğitiminde boşluk varsa, ikinci aşama olan resmi okullara ( ilk 1. sınıftan üniversite bitimine kadar) da çocuğa ( ve topluma) olumsuz yansıyacaktır. Kadın yaşamı, hastalıklı ise, toplumda hastadır demektir. Kadın, eğitimli ve donanımlı ise sağlıklı toplum medeniyetini bulmuştur demektir. Kadına karşı şiddet, erkek egemenliğinin kendini ifade edemediği ve aşağılık kompleksine saplandığı noktada başlıyor. Yani şiddet bir aczin ifadesi ve dışavurumudur sadece. Ama ne yazık ki, her yerde kadın ve çocuklar dayak hala vardır. Bizim bura ile sizin ora sorunu değil bence, bu sorun, çarpık eğitim sistemi ve ataerkil yönetim biçiminin, yasal ve anayasal, kadın, çocuk ve insan hakları ihmallerinin tiyatro, film, görsel yayın ve basının da katkılarıyla oluşuyor.. İşin içinde, ekonomik sıkıntılar, psikolojik sorunlar, eğitimsizlik ve eşitsizliğin var olduğu her yer bu anlayışa zemini hazır tutuyor demektir. Kişi veya kişilerle açıklanamaz; dar bir bakışla açıklanamaz. Konu toplumsaldır, sosyaldir, siyasaldır, ekonomiktir ve tüm bunlara bağlı olarak da psikolojiktir.

 

— Madem yeri geldi, öyleyse zor ama yüzyıllardır bütün tanımlamalara rağmen karara varılamamış bir konu açayım, bir tarif de sen yap kadın hakkında. Sence kadın nedir, nasıl olmalıdır?

c-Bu soru tek başına kitaplarca cevap demektir. İnsan nedir demek gibidir. Kadın her şeyden önce bir insandır; anadır, kardeştir, evlattır ve eştir. Kadın, insan neslini sürdürmede zorunlu temel ikiden biri olan öğedir. İnsan neslinin sürmesi onsuz olamayacağına göre erkek ile eşit haklara sahiptir. Doğarlarken de eşit doğarlar; ikisi de sıfır teçhizatlıdırlar. Vücutları uzun zaman süreci içinde kendisine biçilen rol ve işleve göre şekillenmiş ve narinleşmiştir. Unutmayalım ki, ilkel komünal çağda; yani anaerkil çağda aile reisi kadındı. Erkek sadece avcı iken; kadın, tarla, bahçe vb. ekip biçmeye yönelik tüm zor işleri yaptıkları gibi, ana ve eş olma rollerini de yürütürlerdi. Aile toplumunu o yönetirdi, kuralları kadın koyardı. Anaerkil döneminden ataerkil dönemine geçiş süreci sancılı olmuştur. Amazon kadınlar, vb. oluşumlar, bu geçiş sürecindeki kadınların, iktidarlarını koruyabilmesi mücadelesi ve direnişinin ifadesi sonuçlarıdır. Erkekler, kadınlara karşı devrim yapıp, iktidarı ele geçirdiğinden bu yana, kadın hakları hep törpülenmiştir. Bunu süreci, hiçbir din bile engelleyemedi ve toplumların geneline kabul ettiremedi. Dinlere de erkekler el atıp kendilerince yorumlayıp kullandılar; güç onlardaydı çünkü.. Gelen haklar kitaplarda kayıtlı kaldı. Güç dengeleri oluşturup hakları kayıtlardan çıkarıp yaşamsal kılmaları ve anayasalarla tahkim etmeleri büyük mücadele gerektirir. Kadın ve erkek hak ve hukukta eşit olması gerekir. Bu bağlamda hayat müşterektir. İki eş, karı ve koca olarak, evlerindeki ( her evin kendine özgü) durum ve ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı vaziyetleri göz önüne alarak, ortaklaşa bir kararla görev paylaşımlarını yapabilmelidirler. Özellikle kadının da çalışması ihtiyacı var mı yok mu konusunda.. Ancak her kadının, tahsil yapma, meslek edinmesi gereklidir, amaç olarak… Aksilik ve darlık durumlarında, kendi kendilerine yetip, kimseye muhtaç olmadan, onurlarıyla yaşamayı sürdürebilmesi için. Genel hatları ile böyle.

 

— Diyelim ki elinde bir bant var, bununla kimin ağzını bantlayıp susturmak isterdin?

C- Hiç kimseyi susturmak istemiyorum. Özgürlükleri sonuna kadar savunuyorum.  Herkesin özgürlüğü de, başkasının özgürlüğünün başladığı yere kadardır. Susması gerekenler, halkın tepkisiyle susmak zorunda olduğunun bilincine varmalıdır.  Halk ise, layık olduğu şekilde yönetilmeye mahkûmdur. Özgürlüğünün değerinin bilincine varıp sahiplendiği zaman da halk, gerçek yönetim şeklini de bulmuş olacaktır.

 

— Aslında İKİLİ ATIŞMA’dan bahsetmeyi düşünmemiştim, nasılsa kendi seyrinde ilerliyor; ama belki senin de söylemek istediklerin olabilir diye sözü sana bırakıyorum…

C- İkili Atışma için söylenecek tek şey devamını dilemektir. Edebi (şiir) kulvarında, yetenek geliştirici; insanca bir hoşgörü olursa,  uzun soluklu bir diyalogun olabileceğine, doğru bir örnek olarak desteklenmesi gerekir. Benzer girişimler olursa sevinirim de..  Bilemiyorum, rastlamadım; ama türünde uzun soluklu olarak belki de ilk çalışmadır. Sanırım beğeni ve ilgi de topluyor... Dışardan bakınca basit görünebilir; ama bu iş, belli bir kültür birikiminin yanı sıra; bir yetenek, yatkınlık, işini sevmeği ve sorumluluk gerektirir…  Kısaca şair ruhlu olmayı gerektirir. Reklam olmadı inşallah..:))

 

— Son olarak senin eklemek istediğin bir şey varsa söz senin.
C- İnternet imkânı değerlendirilirse büyük bir nimettir. Toplum içinde kişi ne ise, burada da aynı aynada kendini daha net görebilir. Yapıcı kişiliği olan, araştırıcı ve kendini geliştirmek isteyen bir insan için, böylesi forumlar büyük bir fırsattır. Yazma yeteneğini geliştirmek, insanlarla iyi ve doğru iletişim kurabilme sanatı edinmek isteyenler, kazanacak ve kazandıracaklardır. Büyük ve temelli dostluklar da edineceklerdir. Ama sivil yaşamında, sokakta büyümüş, anne-baba sevgisinden mahrum kalanlara da büyük bir fırsattır bu ortam. Ya sokaktaki kötü alışkanlıklarını terk etmeyip buraya taşıyacak ve bu vesileyle, zamanla, nefret kazanıp tamamen dışlanacaktır. Veya kendini dönüştürecek ortama sarılıp, kendi boşluklarını doldurup yapıcı ve yaratıcı bir kişilik elde edecektir. O toplum yeni bir insan kazanmış olacaktır.  “Kim ne ederse kendine; eder kendi kendine” misali, ne ekerse onu biçecektir…

 

— Sen kendine bir soru sormak istesen ne sorardın?
C- Peki, son soruyu ben kendime soruyorum: Çok uzamadı mı; daha uzatacak mısın?!.
El Cevap: Hayır, çok uzattığımın farkındayım; okuyucularımdan özür dilerim. Umarım değmiştir. Benimle röportaj yaptığınız için teşekkür ederim. Başarılarının devamını diliyorum.
Selam ve sevgi ile kalın. Ama Sevgi Pınarında!..

 

— Dilleri, renkleri, farkları paylaştığımız bu sohbete katıldığın için teşekkür ederim, sipas dıkım, sax be heval…

C- Beni listene alıp röportaj yaptığın için ben teşekkür ederim.
 Tü her hebi heval.  Ez ji te ra sipas dıkım. Jı bo te Serkeftin dıxwazim. Tü her bıjî.

 

— Kesing sawbol cönger, şükran kesiryan, cüreğin ğıyınlık körmey tursun, guwançallıbol

C- Avfen, aşhı künlü bol, köp caşa, mutluluk seninle olsun, tü her şad u bextewer be.

 

*******

 

* fesapş: hoş geldin (adige.)

* hoşamedi: hoş geldin karşılama töreni (far)

* sipas dıkım: teşekkür ederim (kr)

* sax be heval: sağol arkadaş (kr)

* tü her hebi: hep varolasın (kr)

* tü her bıji: hep yaşayasın (kr)

* jı bot e: senin için (kr)

* serkeftin: başarı (kr)

* kesing sawbol cönger:  sen sağol  (krç)

*guwançallıbol: hep sevinçle dol (krç)

* şükran kesiyran: teşekkür ederim (ar)

* afven: rica ederim (ar)

* köp caşa: uzun ömürlü ol (krç)

* cüreğin ğıyınlık körmey tursun: kötülük görmeyesin (krc)

* her şad u bextewer be: hep mutlu ol (kr)

 

Bu keyifli röportaj işte burada :))

 

ilgili linkler: http://www.mnazim.com/forum/viewtopic.php?t=309 

 

http://www.sevgipinari.net/v2/Forum/forum_posts.asp?TID=25059&PN=1&TPN=9

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »